Posts Tagged ‘ceza’

Demokrasiyi Yeniden Tanımlamak

Cuma, Haziran 14th, 2013

Son günlerde ülke olarak içinden geçtiğimiz değişimin, dönüşümün, gelişmelerin ve aynı zamanda sorunların düşünce yapımız üzerinde oluşturduğu yoğunluk beni bu yazıyı yazmaya itti. Aslında aşağıda paylaşacaklarım çok uzun süredir kafamı kurcalayan ancak yaşanan hadiseler ile birlikte görüntüsü ve şekli bir nebze daha netleşmiş bir öngörü olarak ele alınabilir.

#direngeziparki etiketi ile Twitter ve sosya medyada yaşanan süreçten haberi olmayan kalmadı. Toplum içinde birliktelikler kadar ayrımları da beraberinde getirdiğini, haklı tepkiler yanısıra hiç istenmeyen görüntülerin de ortaya çıktığını sanırım vicdanı olan hiç kimse inkar etmez, edemez.

Olayların barındırdığı fikir, tepki ve sonuçlardan ziyade ki bunlar fazlasıyla her yerde tartışıldı, küresel olarak farkında olmadan yaşadığımız bir değişime dikkat çekmeye çalışacağım; ‘Demokrasi‘ kelimesi ile ifade ettiğimiz kavramının değişimine. Bu değişimi anlayabilmek için öncelikle bize referans teşkil edebilecek tecrübelerimi paylaşacağım.

Sanal Mahkeme ve Sabıka Kaydı

Hayatımda henüz hiç hakkımda dava açılmadı. Sabıkası gayet temiz bir sicilim var. Ancak bu sadece gerçek dünya için geçerli zira 2010 yılını Temmuz ayında dijital bir mahkemede yargılandım ve cezaya çarptırıldım. Gelin, bu tecrübenin detaylarına birlikte bakalım.

2010 yılında çok sevdiğim bir dostum olan Sezer Pal, Mavi Marmara baskınında İsrail askerleri tarafından şehit edilen Furkan Doğan için bir Wikipedia sayfası oluşturduğunu ancak bu sayfanın yeterli referans ile kayda değer görülmediği için silinmeye aday sayfalar arasına alındığını ve bu sebeple destek vermemi rica etti.

Tam bu noktada Wikipedia’nın yapısını biraz anlatmak lazım. Tümüyle kullanıcılar tarafından içeriğin oluşturulduğu, düzenlendiği ve denetlendiği bir ortam olan Wikipedia için kayıtlı kullanıcı olmasanız dahi içeriğe katkıda bulunabilirsiniz. Yapmış olduğunuz değişiklikler ne olursa olsun kayıt altına alınır ve yeterli referans sağlandığında yayına girer. Bu değişiklikler yayın sayfalarında görülmeseler dahi ‘düzenleme’ modunda en ince detayına kadar kayıtlıdır ve herkes bu kayıtlara göz atabilir. Wikipedia’nın düzeni sağlamak adına çok detaylı hazırlanmış bir politikası bulunuyor.

Haliyle bu maddenin yer alması gerektiğini düşünerek gerçek adımı da kullanarak  bir Wikipedia kullanıcısı oluşturdum ve Furkan Doğan sayfasının Silinmeye Aday Sayfalar arasına alınarak tartışmaya açılan kaderi için görüş bildirdim. Bu tartışmaların yer aldığı sayfaya buradan bakabilirsiniz.

Aradan kısa bir süre geçmişti ki Sezer beni arayarak mahkemeye çıkacağımızı söyledi. İlk önce çok şaşırdım ve sonra öğrendim ki bu gerçek bir mahkeme değil. Sezer’in kendi kullanıcısı Kukla Ustası ve ona destek veren ben ve bir kaç arkadaşımız daha Kukla Şüpheliler olarak yargılanacaktık. Sezer’in gerçek bir kullanıcı olduğunu kabul eden Wikipedia yetkilileri ben ve bir kaç arkadaşımızı daha Sezer’in kontrol ettiği gerçek kukla veya gerçekte var olmayan ve Sezer tarafından açılmış sahte hesaplar ile Wikipedia’ya kaydolmuş çorap kuklalar olduğumuzu iddia etmekteydi.

Sezer’den ve bizlerden savunmalarımız beklendi. Savunmalarımızı ve açıklamalarımızı yaptık. Ancak günün sonunda Wikipedia kurallarına bağlı kalınarak yaptığımız hareketin hatalı olduğu ve cezalandırılması gerektiği yönünde karar çıkarak kullanıcı hesaplarımız süresiz olarak kullanıma kapatıldı. İlgili mahkeme sayfamıza ve sonucuna buradan ulaşabilirsiniz.

Wiki Mahkemesinin Düşündürdükleri

İnternet gibi dijital bir ortamda günün sonunda farklı bir elektronik posta adresi ile Wikipedia’ya kaydolmak sadece 20 saniyemi alır. Böylesine bir mahkeme, savunma, karar ve cezai uygulamanın açıkçası kişisel yaşantım üzerinde hiç bir fiziksel sonucu yok. Ancak çok daha önemli bir yönü var; Tümüyle kullanıcılar tarafından oluşturulmuş içeriğin ve aynı zamanda bu içeriğin yönetim kurallarının yine gönüllü kullanıcılar tarafından düzenleniyor ve uygulanıyor olduğu düzenli işleyen sanal bir ortam kurulmuş. Bu kurallar manzumesinin tanım ve detaylarına buradan göz atabilirsiniz.

Demokrasi Kavramına Geri Dönelim

“Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir.” şeklinde tanımlanıyor. Bunu sağlamanın en temel yöntemi ise temsilcilerin seçimler ile belirlenmesi ve çoğunluk kadar azınlığın da temsil edildiği bir meclis ile yönetimin sağlanması. Temsiliyet yapısı belki de bu güne kadar demokrasinin en önemli bileşenini teşkil ediyordu zira 70 milyon nüfusu olan bir ülkede farklı bir çoğulcu yapının ortaya konulması gerek teknik gerekse pratik açıdan mümkün değildi.  Geçmiş zaman kipi kullanıyorum zira artık bu araçlara sahibiz.

Wikipedia milyonlarca bağımsız kaynak tarafından oluşturulabiliyor, düzenlenebiliyor, denetlenebiliyor ise bir ülkedeki tüm vatandaşların yeterli teknolojik imkanlara sahip olması durumunda aynı uygulamanın kanunlar ve anayasa için uygulanmaması için hiç bir engel görmüyorum. Bu yapıya belkide WikiDemokrasi veya Wimokrasi diyebiliriz. Burada kullanılacak terimin ne olacağı değil, bu terimin temsil edeceği uygulama önem taşıyor.

Temsil Yerine Ortak Akıl, Tekil Yerine Çoğul

Dijital dünyanın teknolojik imkanları sayesinde artık Ortak Kaynak – Ortak Akıl kavramları hayatımıza girmiş oldu. Çeşitli projelere on binlerce insan küçük destekler sağlayarak sermaye oluşturabiliyor, Twitter gibi sosyal ağlar gösteri ve fikri amaçlar için kelebek etkisi ile yaratabiliyor. Bu platformu ve araçları birer baş belası olarak tanımlamak yerine belki de geleceğin yönetim şeklini şekillendirmek için neden kullanmayalım? Neden anayasamızı, kanunlarımızı temsilci meclislerin oluşturması yerine halk tarafından oluşturmayalım? Elbette şu aşamada böyle bir çalışmayı ve geçişi sihirli değnek ile dokunur gibi tek seferde yapmak mümkün değil. Zamana ve tecrübeye ihtiyaç bulunuyor. Ancak teknik ve teorik olarak önümüzde hiç bir engel yok. Wiki altyapısını ve temel politikalarını kullanarak rahatlıkla milyonlarca kişinin ortak aklı ile üretilmiş bir anayasa yazmak mümkün.

Tek Anayasa Yeter mi?

İşin doğrusu tek bir anayasa yazmak yerine Wimokrasimizi bir adım öteye taşıyarak çoklu bir anayasa bile hazırlayabiliriz. Farklı şekilde yönetilmek isteyen bir ülkedeki vatandaşların sayısı kadar farklı versiyonu bulunan kanunlar oluşturmak mümkün olabilir. Peki, böyle bir durum karmaşaya yol açmaz mı? İşin doğrusu ortak aklın tam bu noktada devreye girerek gerekli düzenlemeyi yapabileceğine inanıyorum. Bir toplumun ortak akıl ile ‘Hırsızlığın cezası iki tokat olsun’ gibi önerileri süzerek mantıklı yaklaşımları öne çıkartacağından hiç şüphem yok.

Eğitim Şart

Olası bir Wimokrasik gelecek için gençlerimizi bir havuzu doldurup boşaltan problemlerden ziyade sosyal, toplumsal, psikolojik, antropolojik, iletişim ve benzeri sosyal bilimlerin temel kavramları ile sıkmadan, bunaltmadan severek ve düşünmeye sevk ederek eğitmemiz gerektiğine inanıyorum. Artık salt bilgiye bir kaç tuş ile ulaşabildiğimiz bir çağda önemli olan bilgiyi ezberletmek değil onu nasıl kullanacağını öğretmek olmalıdır.

Sonuç

Eğer bir gün toplumdaki herkesin söz hakkı olduğu, ortak aklın eseri olarak ortaya konabilecek bir Wimokrasi yönetim şekli ile demokrasiyi yeniden tanımlayabilirsek dijital çağın beraberinde getirdiği araçlardan gerçekten istifade edebildiğimizi söyleyebileceğiz. Aksi takdirde adı her ne olursa olsun geleceğin yönetim şekillerine geçiş yapmak için kendi içinde boğuşan bir ülke olmaktan başka bir kaderimiz maalesef olmayacak.

İstanbul’un trafik sorunu var mı?

Salı, Aralık 27th, 2011

İstanbul’un kronikleşmiş bir trafik sorunu var mı? Megapole dönüşen şehirlerde bir trafik problemi olmak zorunda mı? İstanbul’da yaşayanların kafasında bu sorulardan en az birisi mutlaka bir kere geçmiştir. Ben de bir araç kullanıcısı olarak her akşam eve giderken bu soruyu kendime soruyordum. Artık dili geçmiş zaman kullanıyorum zira bu soruyu sormama gerek kalmadı. Bu yazıyı yazmadan bir kaç hafta önce yine bir akşam eve giderken ilginç bir uygulamaya şahit oldum. Bu uygulama sayesinde Levent – Zincirlikuyu istikametinden itibaren İncirli – Bahçelievler girişine dek, trafiğin yoğun olması gereken saatlarde ki işten eve genelde en az 1,5 – 2 saatte ancak ulaşabilirim, 40 dakika gibi bir sürede vardım. Bunun sebebi ise anayola ve yan yollara bağlanan tüm arterlerde polis ekipleri bekliyor, düzensiz şekilde sağ ve sol dış şeritlerden gelerek içeriye dalmaya çalışan araçları engelliyorlardı. Kısacası insanların kullara uyarak yol aldığı ve düzenli akan bir trafikte, megaşehir İstanbu’da trafik sorunu yaşanmıyordu.

Sorun bir ahlak ve anlayış sorunudur

İstanbul’un trafik sorununun temelinde yolların dar ve plansız olması değil, kurallara uymayı bilmeyen veya umursamayan ahlaksız ve anlayışsız insanlar var maalesef. Aslında bir istatistik yapma imkanı olsa bu grubun toplumun yüzde 5 ila 10’u arasında bir kesim olduğu ortaya çıkacağına inanıyorum ama gelin görün ki tüm şehri yaşanmaz kaotik bir hale sokmaya yetiyorlar. Sinyalsiz geçiş yapanlar, makaslama yapanlar, emniyet şeridini işgal edenler… Kısacası diğer insanların haklarına saygı göstermeyen ahlaksızlar.

Sorun nasıl çözülür?

Bu sorunun iki çözümü var. Birincisi trafik şubesinin her akşam ana yollarda 2-4 saat arayla her köşe başını tutması. Bunun işe yaradığını gördük. İkincisi ise maalesef ahlakdan yoksun kalmış insanlara “tekdir ile uslanmayanıun hakkı kötekdir” ölçüsünden yola çıkarak ciddi cezaların uygulanması. Madem ki her yıl trafik kazalarında terörde ölenlerden daha fazla insanımızı kaybediyoruz bu durumda trafik suçlarının TERÖR kapsamına alınmasında hiç bir sorun görmüyorum. Elbette hepimiz insanız ve zaman zaman istemeyerek de olsa hatalar yapabiliyoruz bu yüzden ilk hatalardan itibaren yaptırımları giderek artan cezalar işletilmeli ve belli bir sınır noktasından sonra trafik terörünün müsebbibleri en ağır cezalar ile cezalandırılmalılar. Maalesef acı bir gerçek ama anlayış, eğitim ve ahlakdan yoksun bir toplumu düzene sokmanın kısa vadeli başka bir çözümü olduğunu zannetmiyorum.