Archive for the ‘Fikirler’ Category

Demokrasiyi Yeniden Tanımlamak

Cuma, Haziran 14th, 2013

Son günlerde ülke olarak içinden geçtiğimiz değişimin, dönüşümün, gelişmelerin ve aynı zamanda sorunların düşünce yapımız üzerinde oluşturduğu yoğunluk beni bu yazıyı yazmaya itti. Aslında aşağıda paylaşacaklarım çok uzun süredir kafamı kurcalayan ancak yaşanan hadiseler ile birlikte görüntüsü ve şekli bir nebze daha netleşmiş bir öngörü olarak ele alınabilir.

#direngeziparki etiketi ile Twitter ve sosya medyada yaşanan süreçten haberi olmayan kalmadı. Toplum içinde birliktelikler kadar ayrımları da beraberinde getirdiğini, haklı tepkiler yanısıra hiç istenmeyen görüntülerin de ortaya çıktığını sanırım vicdanı olan hiç kimse inkar etmez, edemez.

Olayların barındırdığı fikir, tepki ve sonuçlardan ziyade ki bunlar fazlasıyla her yerde tartışıldı, küresel olarak farkında olmadan yaşadığımız bir değişime dikkat çekmeye çalışacağım; ‘Demokrasi‘ kelimesi ile ifade ettiğimiz kavramının değişimine. Bu değişimi anlayabilmek için öncelikle bize referans teşkil edebilecek tecrübelerimi paylaşacağım.

Sanal Mahkeme ve Sabıka Kaydı

Hayatımda henüz hiç hakkımda dava açılmadı. Sabıkası gayet temiz bir sicilim var. Ancak bu sadece gerçek dünya için geçerli zira 2010 yılını Temmuz ayında dijital bir mahkemede yargılandım ve cezaya çarptırıldım. Gelin, bu tecrübenin detaylarına birlikte bakalım.

2010 yılında çok sevdiğim bir dostum olan Sezer Pal, Mavi Marmara baskınında İsrail askerleri tarafından şehit edilen Furkan Doğan için bir Wikipedia sayfası oluşturduğunu ancak bu sayfanın yeterli referans ile kayda değer görülmediği için silinmeye aday sayfalar arasına alındığını ve bu sebeple destek vermemi rica etti.

Tam bu noktada Wikipedia’nın yapısını biraz anlatmak lazım. Tümüyle kullanıcılar tarafından içeriğin oluşturulduğu, düzenlendiği ve denetlendiği bir ortam olan Wikipedia için kayıtlı kullanıcı olmasanız dahi içeriğe katkıda bulunabilirsiniz. Yapmış olduğunuz değişiklikler ne olursa olsun kayıt altına alınır ve yeterli referans sağlandığında yayına girer. Bu değişiklikler yayın sayfalarında görülmeseler dahi ‘düzenleme’ modunda en ince detayına kadar kayıtlıdır ve herkes bu kayıtlara göz atabilir. Wikipedia’nın düzeni sağlamak adına çok detaylı hazırlanmış bir politikası bulunuyor.

Haliyle bu maddenin yer alması gerektiğini düşünerek gerçek adımı da kullanarak  bir Wikipedia kullanıcısı oluşturdum ve Furkan Doğan sayfasının Silinmeye Aday Sayfalar arasına alınarak tartışmaya açılan kaderi için görüş bildirdim. Bu tartışmaların yer aldığı sayfaya buradan bakabilirsiniz.

Aradan kısa bir süre geçmişti ki Sezer beni arayarak mahkemeye çıkacağımızı söyledi. İlk önce çok şaşırdım ve sonra öğrendim ki bu gerçek bir mahkeme değil. Sezer’in kendi kullanıcısı Kukla Ustası ve ona destek veren ben ve bir kaç arkadaşımız daha Kukla Şüpheliler olarak yargılanacaktık. Sezer’in gerçek bir kullanıcı olduğunu kabul eden Wikipedia yetkilileri ben ve bir kaç arkadaşımızı daha Sezer’in kontrol ettiği gerçek kukla veya gerçekte var olmayan ve Sezer tarafından açılmış sahte hesaplar ile Wikipedia’ya kaydolmuş çorap kuklalar olduğumuzu iddia etmekteydi.

Sezer’den ve bizlerden savunmalarımız beklendi. Savunmalarımızı ve açıklamalarımızı yaptık. Ancak günün sonunda Wikipedia kurallarına bağlı kalınarak yaptığımız hareketin hatalı olduğu ve cezalandırılması gerektiği yönünde karar çıkarak kullanıcı hesaplarımız süresiz olarak kullanıma kapatıldı. İlgili mahkeme sayfamıza ve sonucuna buradan ulaşabilirsiniz.

Wiki Mahkemesinin Düşündürdükleri

İnternet gibi dijital bir ortamda günün sonunda farklı bir elektronik posta adresi ile Wikipedia’ya kaydolmak sadece 20 saniyemi alır. Böylesine bir mahkeme, savunma, karar ve cezai uygulamanın açıkçası kişisel yaşantım üzerinde hiç bir fiziksel sonucu yok. Ancak çok daha önemli bir yönü var; Tümüyle kullanıcılar tarafından oluşturulmuş içeriğin ve aynı zamanda bu içeriğin yönetim kurallarının yine gönüllü kullanıcılar tarafından düzenleniyor ve uygulanıyor olduğu düzenli işleyen sanal bir ortam kurulmuş. Bu kurallar manzumesinin tanım ve detaylarına buradan göz atabilirsiniz.

Demokrasi Kavramına Geri Dönelim

“Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir.” şeklinde tanımlanıyor. Bunu sağlamanın en temel yöntemi ise temsilcilerin seçimler ile belirlenmesi ve çoğunluk kadar azınlığın da temsil edildiği bir meclis ile yönetimin sağlanması. Temsiliyet yapısı belki de bu güne kadar demokrasinin en önemli bileşenini teşkil ediyordu zira 70 milyon nüfusu olan bir ülkede farklı bir çoğulcu yapının ortaya konulması gerek teknik gerekse pratik açıdan mümkün değildi.  Geçmiş zaman kipi kullanıyorum zira artık bu araçlara sahibiz.

Wikipedia milyonlarca bağımsız kaynak tarafından oluşturulabiliyor, düzenlenebiliyor, denetlenebiliyor ise bir ülkedeki tüm vatandaşların yeterli teknolojik imkanlara sahip olması durumunda aynı uygulamanın kanunlar ve anayasa için uygulanmaması için hiç bir engel görmüyorum. Bu yapıya belkide WikiDemokrasi veya Wimokrasi diyebiliriz. Burada kullanılacak terimin ne olacağı değil, bu terimin temsil edeceği uygulama önem taşıyor.

Temsil Yerine Ortak Akıl, Tekil Yerine Çoğul

Dijital dünyanın teknolojik imkanları sayesinde artık Ortak Kaynak – Ortak Akıl kavramları hayatımıza girmiş oldu. Çeşitli projelere on binlerce insan küçük destekler sağlayarak sermaye oluşturabiliyor, Twitter gibi sosyal ağlar gösteri ve fikri amaçlar için kelebek etkisi ile yaratabiliyor. Bu platformu ve araçları birer baş belası olarak tanımlamak yerine belki de geleceğin yönetim şeklini şekillendirmek için neden kullanmayalım? Neden anayasamızı, kanunlarımızı temsilci meclislerin oluşturması yerine halk tarafından oluşturmayalım? Elbette şu aşamada böyle bir çalışmayı ve geçişi sihirli değnek ile dokunur gibi tek seferde yapmak mümkün değil. Zamana ve tecrübeye ihtiyaç bulunuyor. Ancak teknik ve teorik olarak önümüzde hiç bir engel yok. Wiki altyapısını ve temel politikalarını kullanarak rahatlıkla milyonlarca kişinin ortak aklı ile üretilmiş bir anayasa yazmak mümkün.

Tek Anayasa Yeter mi?

İşin doğrusu tek bir anayasa yazmak yerine Wimokrasimizi bir adım öteye taşıyarak çoklu bir anayasa bile hazırlayabiliriz. Farklı şekilde yönetilmek isteyen bir ülkedeki vatandaşların sayısı kadar farklı versiyonu bulunan kanunlar oluşturmak mümkün olabilir. Peki, böyle bir durum karmaşaya yol açmaz mı? İşin doğrusu ortak aklın tam bu noktada devreye girerek gerekli düzenlemeyi yapabileceğine inanıyorum. Bir toplumun ortak akıl ile ‘Hırsızlığın cezası iki tokat olsun’ gibi önerileri süzerek mantıklı yaklaşımları öne çıkartacağından hiç şüphem yok.

Eğitim Şart

Olası bir Wimokrasik gelecek için gençlerimizi bir havuzu doldurup boşaltan problemlerden ziyade sosyal, toplumsal, psikolojik, antropolojik, iletişim ve benzeri sosyal bilimlerin temel kavramları ile sıkmadan, bunaltmadan severek ve düşünmeye sevk ederek eğitmemiz gerektiğine inanıyorum. Artık salt bilgiye bir kaç tuş ile ulaşabildiğimiz bir çağda önemli olan bilgiyi ezberletmek değil onu nasıl kullanacağını öğretmek olmalıdır.

Sonuç

Eğer bir gün toplumdaki herkesin söz hakkı olduğu, ortak aklın eseri olarak ortaya konabilecek bir Wimokrasi yönetim şekli ile demokrasiyi yeniden tanımlayabilirsek dijital çağın beraberinde getirdiği araçlardan gerçekten istifade edebildiğimizi söyleyebileceğiz. Aksi takdirde adı her ne olursa olsun geleceğin yönetim şekillerine geçiş yapmak için kendi içinde boğuşan bir ülke olmaktan başka bir kaderimiz maalesef olmayacak.

Neden Mil Toplamaktan Vazgeçtim?

Perşembe, Haziran 14th, 2012

Türkiye’nin en eski mil kazanma programına sahip kredi kartı herhalde Garanti Bankasının THY ‘den aldığı lisans hakkı ile sunduğu Miles&Smiles kartıdır. Dürüst bir şekilde ifade etmek gerekir ki uzun yıllar boyunca bu kartı kullandım ve çok memnun kaldım. Ancak daha önceki yazılarımda sizlerle paylaştığım şekilde Garanti Bankası’nın saçma sapan uygulamaları, müşteri memnuniyetini dikkate dahi almaması ve yaşadığım mağduriyetlerden dolayı Garanti Miles&Smiles kartımı iptal ettirmiştim. Hiç üzülmedim zira ben kartımı iptal ettirdikten kısa bir süre Garanti Bankası (artık lisansını devam ettirmek için THY’ye kaç milyon dolar ödediyse?) Miles&Smiles programını değiştirerek kazanılan milleri kuşa çevirdiği gibi hızlı mil kazanmak isteyenlere, sanki kartın mevcut yıllık ücreti yeterince yüksek değilmiş gibi, ek ücretler yansıtmaya başladığını öğrendim.

Yine de ücretsiz bilet almak isteyenler için mil kazanmanın tek yolu Garanti Bankası’na mahkum olmak değil elbette. THY Miles&Smiles programına üye iseniz öncelikli olarak THY ve sonrasında Star Alliance uçuşlarınızdan mil kazanabiliyorsunuz. Gazetecilik mesleğimden dolayı çok sık seyahat ettiğim için benim de hatrı sayılır seviyede milim vardı. Bu milleri geçen gün harcamak nasip oldu. Oldu da ne oldu? Mil toplamanın artık ne kadar anlamsız olduğunu öğrenmiş oldum. (daha&helliip;)

Zaman Hırsızları

Çarşamba, Nisan 25th, 2012

Sahip olduğumuz en değerli şey nedir? Bu sorunun pek çok farklı cevabı olabilir ve bu cevaplar kişiden kişiye değişir. Son dönemlerde kaybettiğim zamanı benden çalanlara karşı kiderek artan bir hoş görüsüzlüğe sahibim. Hoş görmek mümkün mü? Bence değil, çünkü paranın veya bir başka değerin satın alamayacağı bir kavram; zaman.

Çalıştığımız işi düşünelim. Mesaimiz olan sabah 09:00 akşam 18:00 arasında hayatımızın belli bir kısmını para kazanabilmek için iş verenimize  kiralıyoruz. Bu ticaretin yan etkileri olan işe geliş ve dönüş sürelerini kayıplar olarak değerlendirebiliriz. Madem ömür sınırlı ve tükendiği zaman geri gelmiyor, o zaman neden hayatımın bir kısmını kiralıyorum? (daha&helliip;)

İstanbul’un trafik sorunu var mı?

Salı, Aralık 27th, 2011

İstanbul’un kronikleşmiş bir trafik sorunu var mı? Megapole dönüşen şehirlerde bir trafik problemi olmak zorunda mı? İstanbul’da yaşayanların kafasında bu sorulardan en az birisi mutlaka bir kere geçmiştir. Ben de bir araç kullanıcısı olarak her akşam eve giderken bu soruyu kendime soruyordum. Artık dili geçmiş zaman kullanıyorum zira bu soruyu sormama gerek kalmadı. Bu yazıyı yazmadan bir kaç hafta önce yine bir akşam eve giderken ilginç bir uygulamaya şahit oldum. Bu uygulama sayesinde Levent – Zincirlikuyu istikametinden itibaren İncirli – Bahçelievler girişine dek, trafiğin yoğun olması gereken saatlarde ki işten eve genelde en az 1,5 – 2 saatte ancak ulaşabilirim, 40 dakika gibi bir sürede vardım. Bunun sebebi ise anayola ve yan yollara bağlanan tüm arterlerde polis ekipleri bekliyor, düzensiz şekilde sağ ve sol dış şeritlerden gelerek içeriye dalmaya çalışan araçları engelliyorlardı. Kısacası insanların kullara uyarak yol aldığı ve düzenli akan bir trafikte, megaşehir İstanbu’da trafik sorunu yaşanmıyordu.

Sorun bir ahlak ve anlayış sorunudur

İstanbul’un trafik sorununun temelinde yolların dar ve plansız olması değil, kurallara uymayı bilmeyen veya umursamayan ahlaksız ve anlayışsız insanlar var maalesef. Aslında bir istatistik yapma imkanı olsa bu grubun toplumun yüzde 5 ila 10’u arasında bir kesim olduğu ortaya çıkacağına inanıyorum ama gelin görün ki tüm şehri yaşanmaz kaotik bir hale sokmaya yetiyorlar. Sinyalsiz geçiş yapanlar, makaslama yapanlar, emniyet şeridini işgal edenler… Kısacası diğer insanların haklarına saygı göstermeyen ahlaksızlar.

Sorun nasıl çözülür?

Bu sorunun iki çözümü var. Birincisi trafik şubesinin her akşam ana yollarda 2-4 saat arayla her köşe başını tutması. Bunun işe yaradığını gördük. İkincisi ise maalesef ahlakdan yoksun kalmış insanlara “tekdir ile uslanmayanıun hakkı kötekdir” ölçüsünden yola çıkarak ciddi cezaların uygulanması. Madem ki her yıl trafik kazalarında terörde ölenlerden daha fazla insanımızı kaybediyoruz bu durumda trafik suçlarının TERÖR kapsamına alınmasında hiç bir sorun görmüyorum. Elbette hepimiz insanız ve zaman zaman istemeyerek de olsa hatalar yapabiliyoruz bu yüzden ilk hatalardan itibaren yaptırımları giderek artan cezalar işletilmeli ve belli bir sınır noktasından sonra trafik terörünün müsebbibleri en ağır cezalar ile cezalandırılmalılar. Maalesef acı bir gerçek ama anlayış, eğitim ve ahlakdan yoksun bir toplumu düzene sokmanın kısa vadeli başka bir çözümü olduğunu zannetmiyorum.

Apple Smart TV Planları

Çarşamba, Ağustos 3rd, 2011

Bir süredir ortalıkta bir söylenti var; “Apple 2011 yılı sonunda akıllı televizyon üretmeye başlayacak.” Pazarda pek çok oyuncu ile yenilikçi teknoloji olduğunu ve yeni modellerin Apple’ın pek de alışık olmadığımız yeni modeli pazara sunma sıklığı stratejisine benzeşmediği bir ortamda Apple’ın TV işine girmesi ne kadar mantıklı? Aslında bu soruların hepsinin cevabı iPhone geçmişinde yatıyor. Ancak burada önemli olan Apple’ın bir TV ile pazara girip diğer üreticiler ile rekabet etmeyi hedefliyor olması değil. Apple’ın çok daha farklı bir gündemi olduğunu ve pazara bir Apple TV sürecekse TV’den anladığımız pek çok şeyi ve temel alışkanlıkları sonuna kadar değiştireceğini düşünmek lazım.

Her geçen gün daha fazla internet ağına bağlanma özelliğine sahip Akıllı TV ile karşılaşıyoruz. Samsung şu anda Akıllı TV pazarında lider ve mevcut ürünleri için 700 civarı uygulamaya sahip. Bu uygulamaların genelinde, aslında uygulamaların TV Ekranını sadece arabirim olarak kullandığını ve normal bir bilgisayar programından öte özellik sunmadıklarına dikkat çekmek istiyorum. Bu elbette kötü bir şey değil, çok hızlı açılan, nete bağlanan ve bana bilgi sunan uygulamalar neden kötü olsun ki? Ama bir Akıllı TV bu olmamalı.

Nedir Apple’dan beklentim? Standart iOS uygulamalarına uyumlu olacağı, iPhone ve iPad gibi cihazlar ile bağlanabileceği, bu cihazların birer kumanda gibi kullanılacağı şeklindeki beklentilerin ötesine geçmek istiyorum. Muhtemelen Apple Smart TV içerisinde çok güçlü bir grafik işlemcisi bulunacak. Eş zamanlı olarak yayın görüntülerinin analiz edilebileceği ve buna bağlı tepkilerin ve işlevlerin oluşturulabileceği bazı fonksiyonlar sunulacak. TV Program yapımcılarının yayınları içine gömebileceği, normal bir TV’de seyircinin farketmeyeceği ama Apple Smart TV ile pek çok ek özellik sunulabilecek bir platform ile karşı karşıya olacağız. Düşünün ki yapımcılar 0,99 dolara satın alınarak Apple Smart TV içine yüklenen bir program ile seyircilerin, sadece onların görebileceği, bazı ekstra içerik ve özelliklere ulaşabilmesini sağlasınlar… Yayıncılar kişilerin sosyal niteliklerine göre özelleştirilmiş reklam kuşaklarını seyircilere ulaştırsa ve bunu yaparken kullanılacak uygulama sayesinde seyircilere ekstra imkanlar tanısa… Seyirciler izledikleri yayın esnasında ekrandan ayrılmadan Tweet atıp, yayın içine yorum yapsa… Hatta canlı oynanan bir dizi finalini sosyal medyadan gelen tepkiler ile belirlese… Yapımcı, Yayıncı ve Seyirci üçgeninde bu devrimin neler sağlayabileceğini biraz hayal edin ve Apple’ın Akıllı TV işine girmekle aslında ne yapmak istediğini anlamaya çalışın. Eğer bir kaç yıl sonra Apple’ın Akıllı TV pazarının yüzde 95’inin nasıl ele geçirdiğini ve rekabet edilmez olduğunu konuşursak, hiç şaşırmayacağım.

Twitter ile Google Reklam Çiftliği Kurmak

Pazar, Haziran 19th, 2011

Geçtiğimiz günlerde Twitter üzerinden bir bilgi paylaşımında bulundum. Bu paylaşımın içeriğinde iki önemli markanın adı geçiyordu. Yaklaşık 15 dakika sonra mesajımı retweet eden markalardan birisinin verdiği linke tıklama ihtiyacı hisettim ve kendimi mesajımın da içinde bulunduğu başarılı tasarlanmış bir blog sayfasında buluverdim. Elbette bu başarılı tasarımın içerisinde tıklanmak üzere beni bekleyen pek çok Google Adsense Reklam linki mevcuttu. Olayı hemen kavradım; Twitter kaynak olarak kullanılarak başarılı bir Google Reklam Çiftliği kurgulanmıştı. Muhtemelen bir Amerikalı olsam aşağıda yazacaklarımı biraz süsleyerek “Üç günde İnternetten para kazanmanın kesin yolu” adında 69 dolara satılacak bir rehbere dönüştürebilirdim. Ama bunun yerine bir Türk olarak sizlere işin tekniğini anlatmak ve insanların kafası nasıl çalışıyor göstermek istiyorum.
(daha&helliip;)

Teknoloji Dönüşüyor

Salı, Haziran 14th, 2011

Hayat sabit olmayan değişkenler ile bezenmiş denklemlerin eşitsizliği üzerine kuruludur. Sahip olduğunuz matematik bilgisi ne kadar mükemmel ve elinizdeki araçlar ne kadar güçlü olursa olsun bu denklemi kesin sınırları ile çözmek maalesef mümkün değil. Aynı dönüşüm teknoloji için de geçerli. 128 Kbit/s hızındaki ADSL’in ilk servis hizmetinden 100 Mbit/s hızındaki fiber hatların evlerimize ulaşması için geçen süre 10 yıldan az oldu. Üstelik şu anda 100 Mbit fiber hattın ilk dönemlerde 128 Kbit ADSL bağlantısından daha ucuz olduğunu unutmamak gerekiyor.

Uçup kaçmışım
Arkada bıraktığımız Mayıs ve içinde bulunduğumuz Haziran ayları benim için oldukça yoğun geçti. Bir pinpon topu gibi Amerika, Avrupa ve Türkiye arasında mekik dokudum desem yeridir. Bu seyahatler içinde değişen teknolojilerin genç beyinler için sağladığı heyecanı ve motivasyonu görmek için INTEL ISEF 2011 yarışmasını görmek üzere Los Angeles’a uçtum. Ardından TTNET üst yönetimi ile birlikte Brüksel’e giderek Milli Maçı birlikte seyretme şansını elde ettim ki TTNET’in gelecek dönem stratejilerindeki vizyoner bakış açısını ilk ağızdan dinlemek gerçekten keyifliydi. Aradan bir gün dahi geçmeden dünyanın en büyük teknolojik donanım üreticisi HP’nin yıl içindeki en büyük etkinliği HP Discover 2011 etkinliği için Las Vegas’a uçtum. Evet bu gezilerin keyifli olduğunu inkâr etmeyeceğim ama ne kadar yorucu olduğunu ancak yaşayan bilebilir.

Neler değişiyor?
Daha akıllı, daha girişken, kendine özgüveni daha yüksek ve hedefleri için daha kararlı adım atan bir gençlik geliyor. Bu gençlik değişim hızını arttırıyor ve geleceğe imza atmak için kendi aralarında yarışıyor. Eğitimin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Ezberci olmayan, araştırmaya yönelik, belli alanlara yönlendirilmiş bireyleri yetiştirmek artık bir zorunluluk. Eğitim sistemi değişmeli. Toplu eğitim modelleri yerine her çocuğun yeteneklerine özel bireysel eğitim teknolojileri büyük bir ihtiyaç haline geliyor. Bu alanlarda çalışmalar yapmak gayet akıllıca.

Cloud yani Bulut Bilişim kavramı hayatımıza giriyor. Hayır yanlış! Bu kavram hayatımızda 100 yıldan fazla süredir var zaten. Sadece dijitalleşiyor. Elektrik dağıtım şebekeleri, telefon altyapısı, araç kiralam servisleri, yemek çekleri… Hepsi Cloud dünyasının birer parçası. Cloud kavramını anlamak için bu satırlar yetersiz kalmaya mahkûm. Dijital Cloud dünyasının donanım ve yazılım mimarları çılgıncasına çalışmakta. Bu akımın dışında kalanlar maalesef önemli bir treni kaçırabilirler. İhmal etmemek gerekiyor.

Tüö bu hengâme, dönüşüm ve değişim içinde okumaya bir saniye ara vermemek, bir ömür boyu sürecek eğitim ve tahsil hayatına devam etmek ise şart. Yoksa hayat denklemindeki eşitlsizliğin yitip giden değişkeni olarak kalmanın ötesine geçmek mümkün olmayacaktır.

Kanal Gündeminden Sanal Gündeme

Cuma, Nisan 29th, 2011

27 Nisan gününden bu yana Türkiye gündeminde Kanal İstanbul projesi var. Öyle midir? Böyle midir? Olur! Yok olmaz! Derken teknoloji dünyasının gündemindeki bir kaç önemli olayı gözden kaçırmamak lazım. Bunlardan ilki şüphesiz ki Amazon’un verdiği EC2 Bulut Bilişim (Cloud) servisinde yaşanan problemler. İçlerinde Foursquare, Reddit, Cydia gibi servislerin de bulunduğu pek çok Amazon Cloud müşterisi yaşanan bu teknik problemden etkilendiler. Bilişim dünyasında bu tarz problemler her zaman yaşanabilir ancak günün sonunda sistemlerin yeniden ayağa kalkması beklenir. Oysa Amazon yaptığı bir açıklama ile müşterilerine kaybolan verilerin bir kısmının geri kurtarılamayacak durumda olduğunu açıkladı. Dünyanın en büyük cloud servislerinden birini sunarken Amazon’un bir felaket kurtarma planı yapmamış olması oldukça düşündürücü. Tabi bir alternatif de söz konusu olabilir ki zarar gören verilerin kasten hedef alındığı bir saldırı olmuş olması. Siber Savaşın gerçekliğini bundan böyle asla göz ardı etmemek gerekiyor.

Yaşanan bir diğer önemli olay ise Sony PlayStatin Network’ün (PSN) uğradığı saldırı sonucu 77 milyon civarında kullanıcısına ait kişise bilgiler çalındı. Yaşanan bu olayın Sony için 24 milyar doların üzerinde zarara yol açabileceği söylenmekte. Kişisel bilgiler içinde kredi kartı bilgilerinin olup olmadığından Sony henüz emin değil ve işin doğrusu birileri bu bilgileri kullanana kadar emin de olamayacak.

Yaşanan her iki olay bilişim dünyasının geleceğini cloud üzerinde gören (ki ben de bunlardan birisiyim) uzmanların ikinci kez düşünmesini gerektiriyor. Eğer ki gelecek günlerde 6 yüz milyondan fazla üyesi olan Facebook’un veya benzeri yapıların, devasa teknik problemler yaşaması veya barındırdığı verilerin yetkisiz kişiler tarafından ele geçirilmesi gibi durumlar söz konusu olursa hiç şaşırmamak lazım. Bilişim dünyası olarak Cloud ve Siber Güvenlik konusunda daha yolun çok başındayız.

İnsan Sisteminin Girişimcilik Macerası

Çarşamba, Mart 30th, 2011
Değerli dostum Burak Büyükdemir 24 Mart 2001 tarihinde düzenlenen eTohum toplantısına beni de konuşmacı olarak davet etmişti. Girişimcilik, pazarın genel durumu gibi konulardan konuşuruz diyorduk ama son anda fikir değiştirip farklı bir pencereden girişimcilik dünyasına bakmaya karar verdim. İnsan sisteminin girişimcilik macerasına dair bu sohbetimizi izlemek siteyenler için video aşağıda yer alıyor.

24 Mart 2011 Etohum Toplantısı / Ahmet Usta-Business Week from Burak Buyukdemir on Vimeo.

Değişen ve Değişmeyen

Pazartesi, Ocak 3rd, 2011

1999’dan 2000’e girerken yeni yılın anlamı diğerlerine göre biraz daha farklıydı zira takvimlerde değişen üç basamak bu değişimi diğerlerinden üç kat daha fazla değerli kılmış olabilir. 2011’e adım attığımız şu günlerde değişimin anlamını farklı bakış açılarıyla ele almak lazım. İnsanoğlunun çılgınca eğlenmek adına kendisine bahaneler ürettiği, bu değişimin kültürel, ekonomik, teknolojik, eğitim ve öğretim açısından ne ifade ettiğini anlamak için yeni raporların yayınlanacağı bir yıla adım atmış olduk.

Türkiye’nin büyüyen ve gelişen ekonomisinden dem vurmayı seviyor siyasetçiler. Ancak bu büyümenin insan hayatının kalitesindeki artışı ifade etmek adına etkisi gündeme hiç taşınmıyor. Dünyanın en büyük 16. ve Avrupanın 6. ekonomisi olabiliriz ancak yaşam kalitesi açısından baktığımızda dünya sıralamasında 50. sıradayız. Eğer gerçekten ekonomik büyüklük yaşam kalitesini etkileyecek olsaydı dünyanın en büyük 2. ekonomisi olan Çin bu listenin sonunda yer almazdı.

Dünyanın bir yerlerinde kimi araştırmacıların, işe gelip gitmenin verdiği yorgunluk ve sıkıntı kaygısı olmadan, çocuğunun okul masraflarını veya ay sonu mutfak giderlerini düşünmeden Quantum parçacıkları üzerinde deney yapıyor olması ile Türkiye’nin basiretsiz siyasi tartışmalar kısır döngüsü içinde tepişmesini aynı kefeye koymak mümkün değil elbette. 2011’de bu gerçek değişecek mi?

Dünyanın değişimi ise çok farklı bir şekilde gerçekleşiyor. Modern çağın en ideal yönetim şekli olan demokrasi, sınırların kalktığı bir dijital iletişim çağında, şekil değiştiriyor. Wikipedia benzeri küresel bir anayasanın, belki çok daha ileri düzeyde ticaret, ceza ve diğer hukukların oluşturulduğu bir platformdan kaç sene uzaktayız? Bu küresel ortak akıl platformunu gelecekte kaç ülke kabul ederek uygulamaya hazır olacak? Bu tarz bir yasal sistem içinde hükümetlerin etkinliği ve sadece asayişi düzenlemek adına hizmet verecek kolluk kuvvetlerinin yapılanması ne şekilde olacak? Bunların netleşmesi için bir kaç nesil geçmesi gerekebilir.

Yeni milenyum ile birlikte yaygınlaşan İnternet’in 10 yılda dünyayı ne kadar çok değiştirdiğine şahit olduk. Bu fırsatlar dünyasında treni kaçırmayanlar bu gün değeri yüz milyarlarca dolarla ifade edilen yapılara dönüştüler. Benzeri bir dönemin daha eşiğindeyiz. 15. yüzyılda Gutenberg’in matbaayı icad edişinden sonra belki de en büyük medya dönüşümünü yaşamak üzereyiz. Tablet bilgisayarlar ve elektronik kitaplar hayatımızda hızla yayılıyor. Evet bir değişim ve dönüşüm gerçekleşecek ama bunun kurallarını kim yazacak? Şekli ne olacak? Kuralları kim belirleyecek ve bu etki ne kadar sürecek? Şimdilik bunlar hakkında yorum yapmak için erken.

İnsan nüfusu tehlikeli bir eşik değere ulaştı. Tarihe dönüp baktığımızda daha kısıtlı coğrafi bölgeler içinde bu eşik değer aşıldığında mutlaka büyük kırılımlar yaşandığına şahit oluyoruz. Günümüzün modern teknolojisi coğrafi sınırları ortadan kaldırdığı ve küresel boyutlarda ölçekleme etkisi yarattığı için tarihteki benzer kırılımların gerçekleşme frekansından daha uzun bir bekleme sürecindeyiz. Ancak kesinlikle gelecek 8-9 yıl içerisinde bu kırılımın yaşanacağını düşünüyorum.

Görünen o ki mikro boyutta takvimlerde tek bir basamak hariç, bireysel hayatta belediye çukurlarına düşerek ölen vatandaşların sayısı ve kısır siyasi söylemlerde değişim yaşanmayacak. Makro boyutta ise insanoğlu kendini yok etmenin eşiğine gelmiş olabilir. Bu gerçeği kim değiştirebilir?

Değişmeyen ve değişenlerin farkında olabileceğimiz zamanlar temenni ediyorum okuyucularıma.