Geçtiğimiz haftalarda yaşanan Google Servislerine erişim ile alakalı problemlerde gelinen nokta; Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın giderek sertleşen uslubü ile ilginç bir seyre girmiş durumda. Gerçi bu problemlerin çoğu an itibari ile giderilmiş olsa dahi Google tarafından resmi bir açıklama yapılmış değil. Ama bu Türkiye’deki Google Analytics kullanıcılarına resmi olmayan bir kanaldan bildiri yapmasına da engel değil. Analytics servisinin kullanıcılarına gönderdiği e.postaya ait bir ekran görüntüsünü yukarıda paylaşıyorum. Açıklama postasında yer alan; “Google Analytics’in de dahil olduğu bazı Google servislerine erişimde yaşanan zorluklar, Türkiye’de halen devam etmekte olan YouTube yayın yasağıyla doğrudan ilişkilidir.” ifadesi ise çok manidar. Bu süreç nasıl devam edecek hep birlikte göreceğiz.
‘Internet’ kategorisi için Arşiv
Google’dan Gayr-ı Resmi Cevap
Salı, 29 Haziran 2010Ve Devlet Sanal Ticarete El Attı
Salı, 29 Haziran 2010
Beklenen bir gelişme miydi bu yaşanan? Bu sorunun cevabını vermek güç ama eninde sonunda böyle bir adım atılacağı belliydi. Maliye Bakanlığı pilot bölge olarak seçtiği İzmir’de başlattığı çalışma ile öncelikle GittiGidiyor üzerinden toplu satışlar yapan kullanıcıları takibe almış durumda. Bu kullanıcıları merkeze çağırarak faturasız gerçekleşen tüm satışlar için toplam tutarda gayet yüksek cezalar kesiliyor. Konu uzun ve derin. Konu hakkındaki detaylı analiz yazımı Bloomberg Businessweek Türkiye dergisinin 27 Haziran 2010 tarihli 25. sayısında okuyabilirsiniz.
Özgürlükçü Ülkenin Yasakçı Mahkemeleri
Pazartesi, 07 Haziran 2010Türkiye ilginç bir ülke. Her daim özgürlük, eşitlik ve demokrasiden bahsederken maalesef hayata geçirilen uygulamalar ile bu söylemler ile örtüşmüyor. 2008 yılından bu yana devam eden youtube yasağı buna en güzel örnek. Bu güne kadar youtube erişim yasağını delmenin kolay yolları olduğu için belki de bu işin ciddiyetini fazla kavrayamamıştık ancak pek çoğumuzun önceden gördüğü bir şey artık gerçekleşiyor. Geçtiğimiz hafta içinde youtube için yasak DNS bazlı olmaktan çıkartılıp IP bazlı hale getirildi. Peki ne mi oldu? Aynı IP’leri kullanan Google servisleri ve bu servisleri kullanan siteler bir anda erişilemez hale geldi. Bu mevcut durumun bilinen yönü, bir de bilinmeyen veya öngörülmeyen yönü var…
Şu anda youtube’a farklı servisler üzerinden erişmek mümkün. DNS yerine IP bazlı engel kararı alan düşünce sistemi, bu tarz servislerin önüne geçemeyince ne yapacak? Türkiye’nin yurt dışı çıkışlarını mı kapatacak? Tüm trafik bloklanınca, insanlar e.devlet kapısı üzerinden bir form ile erişmek istedikleri siteler için izin mi çıkartacak?
Değerli dostum Atıf Ünaldı‘nın bu konuda çok yerinde bir tespiti var. Atıf; “Youtube’de bizi rahatsız eden içerik yüzünden yani negatif propaganda yüzünden aldığımız erişim yasağı kararı pozitif propaganda yapacak herkesi yasaklıyor. Bu nedenle bir süre sonra pozitif Türkçe içerik dünyanın en çok girilen video sitesinde azalacaktır. Bu da negatif içeriğin oran olarak artmasına Türkiye’nin tanıtımına zarar vermektedir.” Üstüne söyleyecek başka bir şey yok.
Bu yasakların kaynağı olarak Google’ın verdiği hizmetlerden vergi alınamaması da gösteriliyor. Bu işin çok ayrı bir yönü. Ütopik bir gerçeklikte kaçak araba satan bir firmaya kızıp otoyolları kullanıma kapatmak ile aynı mantık silsilesi içinde bir davranış. Eğer yurt dışından satın alınan bir ürün fiziksel olarak Türkiye içine girecekse öncelikle bu ürünün değerine bakılıyor. Bu değer 100 Euro ve altındaysa gümrüğe tabi olmaksızın geçişine izin veriliyor aksi takdirde gümrük vergisi tahsil ediliyor. Peki Google’ın sunduğu şekilde bu ürünler dijital ortamda sağlanıyorsa ve ortada denetlenebilecek fiziksel bir ürün yoksa ne olacak? Şüphesiz ki dijital ürünler için yurt dışına giden para Maliye bakanlığının gözünden kaçmıyor ve burada en çok göze batan Google’ın servisleri oluyor.
İki büyük tehlike görüyorum. Birincisi yurt dışı çıkışlarının, akıl almaz bir şekilde, günümüz teknolojisine ayak uyduramayan demodern yasalar tarafından kapatılmaya doğru gittiği. İkincisi ise elektronik ortamda gerçekleşen tüm yurt dışı kaynaklı para trasnferleri için ÖTV benzeri bir vergi uygulamasının hayata geçme ihtimali. Muhtemelen bunu iki şekilde yapabilirler; hiç bir ayrım yapmaksızın tüm internet kullanıcılarından “internet veri iletişim vergisi” almaya başlayıp bunu gerçekleşen veri transfesi miktarı ile ilişkilendirebilirler. Bir diğer yöntem ise yurt dışı kaynaklı tüm online kredi kartı işlemlerinden %18 vergiyi alma görevini bankalara verebilirler. Ama bu durumda gerçekleşen işlemin gümrükten geçecek bir fiziksel ürünle ilişkilendirilmesi nasıl olacak? Cevabı basit; “Siz %18 verginizi ödeyin, ürünü faturası ile gümrükten çekerken iadesini biz yaparız.”
Tüm dünyaya özgürlük dersi verirken kendi halkına akıl almaz sebepler ile İnternet’i yasaklamak açıkçası biraz değil çok ama çok ayıp oluyor. Eğer acilen bir şeyler yapılmaz ise bu işin sonu gerçekten hiç güzel olmayan bir yere doğru gidiyor.
Oyun Sektörü & Türkiye
Pazartesi, 12 Nisan 2010Ülkemizde oldukça popüler olan Knight Online, Runes of Magic gibi oyunları üreten firma GamersFirst’ün CEO’su Jashoua Hong geçtiğimiz hafta Doğan Online ile bir işbirliğine imza atmak için Türkiye’deydi. Bloomberg BusinessWeek Türkiye dergisinin 11 Nisan 2010 tarihli sayısı için kendisi ile röportaj gerçekleştirdiğim Joshua, benimle Türkiye’deki oyuncu profilini ve sektörün potansiyeline dair görüşlerini paylaştı. “Herkes Oyun Oynar” isimli yazımı bu hafta Bloomberg BusinessWeek Türkiye dergisinde okuyabilirsiniz.
INFOMAG Nisan Sayısı – Dijital Türkler
Salı, 30 Mart 2010
INFOMAG Aylık İş ve Ekonomi Dergisi‘nin Nisan ayındaki kapak konusu: DİJİTAL TÜRKLER.
Kapak konusunu F. Emre Yılmaz ile birlikte hazırladık. Bu çalışma çerçevesinde global ve yerel olarak dijital dünyada başarıya imza atmış veya atmak üzere olan 30′a yakın isim ile görüştük. Maalesef sayfalarımız sınırlı olduğu için sadece 21 tanesine yer verebildik. Hepsi de bir birinden başarılı çalışmalara imza atan bu isimler başarı hikayelerini, karşılaştıkları zorlukları ve yeni girişimcilere tavsiyelerini bizler ile paylaştılar. Kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yazı oldu. Biz bu çalışmayı yaparken oldukça yorulduk ama yorgunluğumuzdan daha ziyade keyif aldık. Umarım sizlere de okurken, aynı keyfi yaşatmayı başarabiliriz. Çalışmamızda yer alan isimler ise şöyle;
Gerçek hayata oyunların etkisi
Cuma, 26 Mart 2010TED sürekli takip ettiğim ve beğendiğim bir fikir paylaşım platformu. Jane McGonigal’ın oyunları kullanarak dünyayı değiştirmek için bir fikri var. Aşağıda paylaşıyorum. Umarım en kısa sürede Türkçe altyazısına birileri katkıda bulunur.
Cemil Türün – Yoğurt Teknolojileri
Pazartesi, 22 Mart 2010Infomag dergimizin Nisan sayısı için yaptığımız bir haber çalışması için bu gün Yoğurt Teknolojileri‘nin kurucusu ve yöneticisi Cemil Türün ile bir röportaj gerçekleştirdim. Detaylarını ve çok daha fazlasını Infomag‘ın Nisan sayısında okuyor olacaksınız ama özetle Cemil Bey ve ekibi geliştirdikleri teknolojinin üzerine kurguladıkları yeni sanal ekonomi ile artık ekonomiyi sanal olmaktan çıkartıp gerçek üretim ile eşleştirecekler. Mevcut sosyal ağlar, elektronik ticaret yapan siteler, oyunlar, klasik web siteleri üç boyutlu sanal bir dünya ile birleşebilecek. Umuyorum ki çok başarılı olacaklar ve gelecek 3-5 seneye kalmadan FaceBook kadar çok gündemde olacaklar. Ayrıca Yoğurt Teknolojileri‘nin Maya adını verdiği 10 milyon dolarlık bir fon ile kendi projeleri içinde yer alacak girişimcileri desteklemesi söz konusu. Üstelik bir veya iki kişilik ekiplerden oluşan öğrenciler için 3.000 TL tutarında karşılıksız fon da veriyorlar. Projesine güvenen duymadım, okumadım demesin.
Özel Sosyal Ağlar – Private Social Networks
Cuma, 05 Mart 2010Son zamanlarda gittikçe önem kazanan özel sosyal ağlar (Private Social Networks – PSN) hakkında yazdığım yazımı Bloomberg BusinessWeek Türkiye dergisinin 7 Mart 2010 tarihli sayısında okuyabilirsiniz.
Para kazanıyor musun kardeşim?
Perşembe, 11 Şubat 2010Önce Facebook, Twitter, FriendFeed ve benzeri sosyal medya platformları ile tanıştık. Kaydolduk, eski arkadaşlarla buluştuk, mesajlaştık, fotoğraflar yükledik. Arada yeni insanlar tanıdık. Şimdi de Google Buzz geldi. Muhtemelen Google Wave bu kadar gecikince kısa yoldan bir şeyler yapmaları gerektiğini düşündüler. Ortaya Buzz çıktı. Aman aman ne güzel uygulama diyeceğim hiç bir yönünü göremedim.
Aslında tüm bu hengâmeye kuş bakışı ile göz atınca çok tanıdık bir şey görüyorum; aslında olup biten “Kim? Nerede? Kiminle? Ne yaptı? Kim gördü? Ne dedi?” isimli oyunun ve IRC olarak bilinen muhabbet ortamının modern yapıya entegre edilmesinden başka bir şey değil. Konuyu bu yönünden ziyade farklı bir açıdan ele almak istiyorum. Bunca gürültü patırtı; sahiplerine ve ortaklarına para kazandırıyor mu?
My Techbox Online sitesinde Rakesh Raman çok güzel bir yazı kaleme almış. Facebook’un neden para kazanamadığının 6 nedeni. Raman özetle şunu diyor; Her ne kadar Facebook’un 300 milyon üyesi varsa bile sadece 10 milyon aktif kullanıcısı var. Bunların sahip olduğu ağlar çok kısır ve kimse kötü reklam uygulamalarına bakmıyor bile. Hak vermemek imkansız.
Çok ince bir çizgi ile belirlenmiş, kimsenin farkında olmadığı (veya olup dile getirmediği) bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum. Artık Web 2.0 döneminin bir anda parlayan ve potansiyel değeri ile elde ettiği zengin yatırımlar dönemi sona eriyor. Artık yatırımcılar “bu sitede şu kadar milyon adam var, bunların şu kadar demografik bilgisi elimizde..” gibi cafcaflı sözlere değil, gerçekten gelir modeli ile para kazandıracak işlere yatırım yapıyor olacaklar.
Facebook ve benzeri siteler online reklamlardan yeterli para kazanamayıp yüksek altyapı giderlerini karşılamak için üyelerinden sadece aylık 1 dolar isteseler acaba yüz milyonlar ile ifade edilen üye sayılarından geriye ne kalacaktır? Facebook’daki arkadaşlarınıza mesaj atmak, durumunuzu güncellemek veya resim paylaşmak için ayda 1 $ verir misiniz? Sanıyorum bu sorunun cevabı Facebook, FriendFeed gibi uygulamların geleceğine dair ip uçları vermek için yeterli olacaktır.
Sosyal Medya balon mu? Yoksa balon mu?
Çarşamba, 09 Aralık 2009Sosyal Medya’nın ne kadar verimli veya verimsiz olduğunu uzun süredir düşünüyorum. Özellikle Web 2.0 patlamasından sonra gelişen sosyal ağlar ve son dönemlerin dilden düşmeyen “Sosyal Medya” çılgınlığının bireylerin ötesine geçip şirketleri ele geçirdiğini görmek açıkçası çok ilginç. Pek çok şirket işi gücü bırakıp sadece “Sosyal Medya” için insanlar istihdam etmekte, departmanlar kurmakta. Tüm bu çaba gerçekten sonuç veriyor mu?
Business Hardward Review’da yayınlanan Morten Hansen’a ait “Is Social Media Worth Your Time?” başlıklı makalede bu konuyu ele almış. Özetle sorduğu sorulardan birisi şu; “Sosyal Medya’da var olmak için harcadığınız zamanı, daha değerli bir iş için kullanabileceğinizi gözden kaçırmadığınıza emin misiniz?” Gerçekten konuya bu gözle baktığımda, sosyalleşmek adına bilimum web sitelerinde harcanan zaman verimlilik açısından mutlaka ölçümleniyor olmalı. Açıkçası kendi adıma çok uzun süredir FaceBook, FriendFeed gibi hesaplarıma girip göz dahi atamıyorum zira yapmam gereken o kadar çok iş var ki 24 saat yetmiyor. Açıkçası FB hesabıma girerek birilerinin gönderdiği bir videoyu beğenilerime eklemektense bu yazıyı yazmayı tercih ediyorum.
Şunu göz ardı etmemek lazım; gerçekten ortada bir Sosyal Medya trendi var. Bu trendin içinde yer almak, bir ihtiyaç olduğu noktada bunu kaçırmak, kayıp olacaktır.
Hansen’in altını çizdiği bir diğer nokta ise eğer şirket içindeki sosyal ilişkileri güçlendirmek için “Sosyal Medya” kullanma ihtiyacı duyuluyorsa, nerede iletişim hatası yapılıyor? Bir işletmede Sosyal Medya kullanılmadığı takdirde iş ilişkilerimiz gerçekten zarar mı görecektir? Üzerinde durulması gereken bir başka önemli nokta.
Sonuç olarak şunu söylemek lazım. Bu “Sosyal Medya” gerçekten çok etkili bir balon. Doğru ve yerinde kullanılırsa sizi bulunduğunuz noktadan yukarılara taşıyabilir. Öte yandan balondan yapılmış bir tankın şirketinizi koruyacağını düşünmek gerçekten düşebileceğiniz büyük bir yanılgı olacaktır.





