6 Mart Cumartesi günü Feshane, İstanbul’da FIRST LEGO Ligi Türkiye Turnuvası gerçekleştirildi. Teknik jürisinde yer aldığım organizasyon katılımcı takımlar için oldukça çekişmeli geçerken biz jüri üyeleri için de yorucu ama yorucu olduğu kadar eğlencili bir gündü. Bu sene konsepti Akıllı Hareket olan yarışmanın ulusal finaline, Ankara, İzmir ve İstanbul elemelerinde seçilen 34 takımın katıldı. Yaşları 8 ila 16 arasında değişen gençler Lego Mindstorms NXT setlerini kullanarak belirlenmiş görevleri tamamlamaya çalıştılar. Takımlar robot tasarımı ve performansı dışında proje, takım ruhu, araştırma, özgünlük gibi noktalarda yeteneklerini sergilediler. Yarışma konsepti gereği kupa kazananlar kadar ödül almayanların da aslında çok büyük deneyim ve tecrübe kazandığı organizasyonun bu seneki Avrupa Şampiyonası 21-24 Nisan tarihleri arasında yine İstanbul’da düzenlenecek. Ayrıca ulusal finalda birinci olan takım Türkiye’yi Atlanta’da, ikinci olan takım ise Taiwan’da temsil etme hakkını kazandılar. Yazının devamında çeşitli fotoğraflara ulaşabilirsiniz.
(daha fazla…)
‘Genel’ kategorisi için Arşiv
FIRST LEGO Ligi Türkiye Turnuvası
Pazartesi, 08 Mart 2010AirTies Kalitesi ve Dünya Patenti
Pazartesi, 25 Ocak 2010Bir süredir KabloNet Internet hizmetini kullanmaktayım. Online oyunlar için sağladığı düşük latency değerleri ve yüzde 99 verimlilik ile kullanabildiğim 10 Mbit kapasitesi ile verimli bir Internet erişim hizmeti. Ancak kampanya dahilinde gelen Kablo modem maalesef ev içi ağım için yeterli değildi ve bir router kullanma ihtiyacım oldu. Uzun süredir kutusunda bekleyen AirTies 5450 ADSL Modem Router’ı artık hizmete alma zamanı geldiğini düşünerek kurdum. Bu cihazın çok güzel bir özelliği var. Internet için ister ADSL bağlantısını isterseniz 4. LAN portunu WAN gibi atayarak çalıştırabiliyorsunuz. Internet bağlantısını Ethernet olarak seçtikten sonra bazı teknik problemler yaşadım. Müşteri çağrı merkezini telefon ile aradım ancak bekleme süresi biraz uzun kalınca sabırsız birisi olarak Pazarlama İletişimi Yöneticisi Sandra Bahar Hanıma bir e-posta atarak yardım istedim. İnanılmaz bir süratle teknik ekipten Göksel Bey beni aradı ve sorunu çözdük. Meğer VLAN tanımındaki 4. portu tanımdan çıkartmak gerekiyormuş. Öncelikle AirTies’ı bu müthiş hızlı ve dost canlısı desteğinden dolayı tebrik ediyorum. Kesinlikle ürünlerinin sonuna kadar arkasında duran bir marka.
Geliyoruz bir diğer önemli habere. Yine geçen hafta içinde gerçekleştirdiği basın toplantısı ile AirTies AirTouch teknolojisini tanıttı. Dünyada bir benzeri olmadığı için global patent başvurusunu yapan AirTies’ın geliştirdiği bu teknoloji, teknik bilgisi olmayan son kullanıcılar için harika bir özelliği beraberinde getiriyor. Satın aldığınız AirTies cihazlar için (şu anda 5450 ve 4450 destekliyor) Wi-Fi bağlantısı ve güvenlik yapılandırmasını tek tuşa indirgeyen bir özellik AirTouch. Yapmanız gereken tek şey AirTies yazılımı içinden Kurulum seçeneğini seçmek ve cihaz üzerindeki Setup tuşuna basmak. Her şey otomatik olarak gerçekleşiyor. Ayrıca birden fazla cihaz mevcutsa cihazlar yine sadece üzerlerindeki Setup düğmelerine basılarak bu yapılandırmaya dahil edilebiliyor ve kablosuz ağ genişletilebiliyor. Cihazlara fiziksel erişimi olmayan kişilerin ise bu teknolojiyi kullanarak sisteme sızma gibi bir durumu gerçekleştirmesi imkansız. AirTies’ı bu noktada bir kez daha tebrik ediyorum.
IPTV Settop Box ve medya ürünleri ile önümüzdeki dönem AirTies markasını daha çok duymaya hazırlanmanızı ayrıca tavsiye ederim.
Sosyal Medya balon mu? Yoksa balon mu?
Çarşamba, 09 Aralık 2009Sosyal Medya’nın ne kadar verimli veya verimsiz olduğunu uzun süredir düşünüyorum. Özellikle Web 2.0 patlamasından sonra gelişen sosyal ağlar ve son dönemlerin dilden düşmeyen “Sosyal Medya” çılgınlığının bireylerin ötesine geçip şirketleri ele geçirdiğini görmek açıkçası çok ilginç. Pek çok şirket işi gücü bırakıp sadece “Sosyal Medya” için insanlar istihdam etmekte, departmanlar kurmakta. Tüm bu çaba gerçekten sonuç veriyor mu?
Business Hardward Review’da yayınlanan Morten Hansen’a ait “Is Social Media Worth Your Time?” başlıklı makalede bu konuyu ele almış. Özetle sorduğu sorulardan birisi şu; “Sosyal Medya’da var olmak için harcadığınız zamanı, daha değerli bir iş için kullanabileceğinizi gözden kaçırmadığınıza emin misiniz?” Gerçekten konuya bu gözle baktığımda, sosyalleşmek adına bilimum web sitelerinde harcanan zaman verimlilik açısından mutlaka ölçümleniyor olmalı. Açıkçası kendi adıma çok uzun süredir FaceBook, FriendFeed gibi hesaplarıma girip göz dahi atamıyorum zira yapmam gereken o kadar çok iş var ki 24 saat yetmiyor. Açıkçası FB hesabıma girerek birilerinin gönderdiği bir videoyu beğenilerime eklemektense bu yazıyı yazmayı tercih ediyorum.
Şunu göz ardı etmemek lazım; gerçekten ortada bir Sosyal Medya trendi var. Bu trendin içinde yer almak, bir ihtiyaç olduğu noktada bunu kaçırmak, kayıp olacaktır.
Hansen’in altını çizdiği bir diğer nokta ise eğer şirket içindeki sosyal ilişkileri güçlendirmek için “Sosyal Medya” kullanma ihtiyacı duyuluyorsa, nerede iletişim hatası yapılıyor? Bir işletmede Sosyal Medya kullanılmadığı takdirde iş ilişkilerimiz gerçekten zarar mı görecektir? Üzerinde durulması gereken bir başka önemli nokta.
Sonuç olarak şunu söylemek lazım. Bu “Sosyal Medya” gerçekten çok etkili bir balon. Doğru ve yerinde kullanılırsa sizi bulunduğunuz noktadan yukarılara taşıyabilir. Öte yandan balondan yapılmış bir tankın şirketinizi koruyacağını düşünmek gerçekten düşebileceğiniz büyük bir yanılgı olacaktır.
Askerlik Şubesi Maceraları – S03E04
Çarşamba, 25 Kasım 2009Bundan sonraki süreci basit başlıklar halinde vermek istiyorum.
- 10 Kasım salı günü sabah kan verdim. Görevli arkadaşların saat 07:30′da kan almaya başlaması gerekirken saat 09:00′a doğru gelmeleri ayrı bir şaşırtıcı durum elbette. Askeri hastanelerde bile maalesef bu tarz kuralsız saçmalıklar yaşanabiliyor.
- 11 Kasım Çarşamba günü kan tahlili sonuçlarımı alarak doktora götürdüm. Kısa konuşmamızın ardından 6 ay sevk geciktirmesi vereceğini belirterek ikinci kez kan vermemi istedi.
- 12 Kasım Perşembe sabahı tekrar kan verdim.
- 13 Kasım Cuma günü işlerimin yoğunluğu nedeni ile doktora tekrar gidemedim. Bu arada belirtmem lazım ki maalesef ilgili doktor sadece Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri poliklinikte oluyor zira Salı ve Perşembe günleri hastalar ile doğrudan ilgilenmekte.
- 16-18 Kasım tarihleri arasında yurt dışındaydım. Yurt dışından ağır hastalanarak dönmeme rağmen (H1N1 değil) 20 Kasım Cuma günü doktora gidebildim.
- 20 Kasım Cuma günü doktor bey ile pek bir muhabbetim olmadı. Beni Sağlık Kurulana evrakları almam için gönderdi ancak sağlık kurulu o gün evrak işlemlerine son verdiklerini söyleyerek Pazartesi günü gelmemi istediler.
- 23 Kasım Pazartesi günü sağlık kurulu belgelerimi aldım. Bunu kan verdiğim ve muayene olduğum bölüm doktorlarının onaylaması gerekiyordu. Öğlene kadar bunun peşinde koşturdum. Kendi doktorum Çarşamba saat 11:00′da gel diyerek beni gönderdi.
- 25 Kasım Çarşamba günü saat 11:00′da doktoruma geldiğimde, hemşire hanım evraklarımın zaten sağlık kuruluna teslim edildiğini ve saat 12:45′de sağlık kurulu kapısında hazır beklememi söyledi. İşte bu noktada ağlar mısınız güler misiniz bilemiyorsunuz. Madem o saatte bir işleminiz olmayacak keşke doktorum pazartesi günü 12:45′de gel deseydi de günümün yarısı ölmeseydi. Elimiz mahkum bekleyeceğiz artık.
Saat 13:00 sularında oldukça kalabalık bir sıra ile sağlık kurulunun kapısında kurbanlık koyun gibi çağrılmayı beklemeye başladım. Neyse ki adım erken okundu, ama içeri girmem ile çıkmam bir oldu. Yuvarlak masa şövalyelerine benzer bir oturma düzeni içinde, size gösterilen yuvarlak daire içine girip, hakkınızdaki kararı 15 saniye süreyle dinliyor ve odayı derhal terk ediyorsunuz. Elinizde çanta, poşet vb. şeyler ile içeri girmek yasak.
Sonuçların saat 16:00′da verileceğini öğreniyoruz. Mecburen tekrar gel git ile uğraşmamak için ayaküstü tanıştığım bir kaç kişi ile oturup bekliyoruz ve sonucumuzu saati gelince alıyoruz. Bu sonuç kararı aslında geçerliliği olan kesin karar değil. Sadece ön bilgi. Askerlik şubenize götürmeniz için. Burada bir mantıksızlık silsilesi daha var. Madem esas karar sonradan şubeye gönderilecek neden biz gariban vatandaşlar tekrardan bir ön kararı şubeye götürmek zorundayız ki? Sebebini ben yazayım çünkü esas kararların şubeye gönderilmesi uzun süre almakta. Şu teknoloji çağında vatandaşa posta kuryeliği yaptıran gelişmiş altyapısı ile askeri kurumlarımızı tekrardan tebrik ediyorum.
Bekle bekle, beklemeden işlem yok sana…
25 Kasım Çarşamba günü saat 16:00′da sonuç alınca haliyle askerlik şubesine yetişemedim. 26 Kasım Perşembe günü sabah erkenden şubeye gittim. Sağlık sonucu getirdiğim için hemen içeri girebileceğim düşüncesi kısmen doğruydu ancak içeri girdiğimde 20 kişilik sıra beklemek, sistem bozulunca ek olarak bir saat daha beklemek insanın canını çok sıkmakta. Böylece kurban bayramı öncesinde bu süreci hayırlısı ile bitirmiş oldum.
Her neyse değerli okuyucular işte bunca maceranın sonucunda 25 Mayıs 2010 tarihinde tekrar şubeme dönerek yeniden Askeri Hastaneye sevk almak üzere maceramın 3. sezonunu bitirmiş bulunuyorum.
3. Sezon biterken sonuç ve son sözler
Aman aman, siz siz olun sakın benim gibi karaciğer hastalığına yakalanmayın. Maalesef Hepatosteatoz denen bu durun karaciğerin büyümesinden ve dış çeperinin yağlanmasından kaynaklanıyor. Kilo ile doğrudan alakalı olan bu durum aslında kısmen genetik sebeplerden kaynaklanıyor ve her kilolu insanda olacak diye bir durum yok ayrıca 1.78′lik boyum ile 90 kilo aşırı bir kilo da değil. Ama maalesef kan tahlillerinde karaciğer enzim değerlerim yüksek çıkmakta. Hal böyle olunca sizi askere almıyorlar, muaf da tutmuyorlar. Her sene bu çileyi çekiyorum. 45/C işlemi ile sevk geciktirmesi alıyorum. Şu anda üçüncü işlem gerçekleşti, aldığım bilgiler en fazla 5 işlem yapılabildiği ve en kötü ihtimalle 1.5 sene sonra bu sıkıntılardan kurtulmuş olacağım. Nasip ve hayırlısı diyorum.
Askerlik Şubesi Maceraları – S03E03
Pazartesi, 09 Kasım 2009Sen misin sıra beklemem diyen?
Cuma günü işlemlerimin çoğunu tamamladığım ve sadece faks beklediğim için gururlu vatandaş modunda şubenin önüne vardım. Beklentim; zaten merkez şubeden faksım geldiği için hiç beklemeden içeri girmek ve yine beklemeden hastane sevkimi alarak hızlıca hastaneye gitmekti. Maalesef öyle olmadı. Öncelikle içeriye gecenin bir köründe gelerek liste yapan 20 kişiyi (hatta daha fazlasını aldılar) sonrasında ise faks bekleyenlerden kimliklerini toplayarak, faks gelip gelmediğini kontrol ettiler. Neyse ki faksım gelmişti. Ama içeri önceden giren 20 küsur kişinin arkasında işlem sırası beklemeye başladım. Sonuç mu? Sonuç: saat 11:45 sularında bana sıra geldi ve hastane sevkimi aldığımda saat 12:00′ı göstermekteydi. Gümüşsuyu asker hastanesinde Gastroenteroloji bölümünün kapanmış olduğunu bildiğim halde kural gereği beni buraya sevk ettiler.
Düş bakalım yollara
Yaşayacaklarımı bilerek Gümüşsuyu Asker Hastanesinin yoluna düştüm. Saat 13:00 sularında hastaneye vardığımda ilginç bir şekilde çok fazla insanın ortalıkta olmadığını gördüm. Aile Hekimi bölümünde doktora durumu izah ettim. Kendisi beni Kasımpaşa Asker Hastanesine sevk etti. Tabi ki sevk etti derken aldığınız sevk belgesini her askeri işlemde olduğu gibi onaydan geçirmeniz gerektiği için bu belgeyi onay merkezine verip saat 14:15′de sonucunu alıyorsunuz.
Kasımpaşa, Kasımpaşa…
Onaylanan sevk belgem ile Kasımpaşa Asker hastanesinin yolunu tuttum. Hastaneye vardığımda yine ilginç bir biçimde doktor bey odasında ve sıra bekleyen pek kimsecikler yoktu. Yaklaşık 15 dakika bekledim. Doktorun karşısına çıktım.
Klasikleşen kilo vermediğim için sağlık durumumun bozuk olduğu sebep sonuç ilişkisine dair hafif meşrep bir fırça yedikten sonra, açıkça doktora kilo vermeyeceğimi ifade ettim. Eğer durumum müsait ise derhal askere gitmek istediğimi ekledim. Yapacak bir şey yok dedi ve kan tahlili için beni ilgili bölüme gönderdi. Tabi saat 11:00′dan sonra kan alınmadığı için kan verme işi ertesi sabaha kaldı…
Askerlik Şubesi Maceraları – S03E02
Cuma, 06 Kasım 20095 Dakika için 7 Saat
Bu sabah askerlik şubesine giriş yapabilmek için daha erken gitmeye karar vermiş şekilde gece saat 04.45′de evden çıktım. Bir taksi ile Şube mıntıkasına ulaştığımda saat 05:00 sularını göstermekteydi. Baykuşların puhuladığı, köpeklerin uluduğu, cır cır böceklerinin uykuya daldığı bir vaktin ayaz soğu içinde mekanı saran sisleri yaran adımlar atarak şube kapısına doğru yaklaştım. (Tamam, biraz abarttım sisler ve baykuşlar yoktu
)
Şube girişine yakın bir yere yapıştırılmış notu gördüm; “Liste kayıtları filanca plakalı araba içinde yapılmaktadır. Cep tel no: XX…” Arabaya ulaştığımda içerisinde battaniyelere sarılarak uyumakta olan iki kişiyi maalesef camı tıklatmak sureti ile uyandırdım ve bir gün önceki gece 23:30 da gelerek liste tutmaya başladıklarını öğrendim. Buna rağmen sıra numaram 20 oldu. Gece saat 02, 03 gibi gelip isim yazdıranlar olmuş. Bu şekilde başlayan ve Saat 08:30′a kadar şube kapısında beklerken gerçekleşen muhabbetin tadına da doyum olmadı.
Ve şanslı an…
Gerçekten şanslıydım zira işlemleri yarım kalanlar, Bahçelievler nüfusuna kayıtlı olanları içeriye sorgusuz sualsiz alırlarken listeden ilk 20 kişiyi de içeri aldılar. Sevinerek içeri girdim. Saat 12:00′a kadar elimde belgelerim ile birlikte bekledim ve memur ile görüşme sıram geldiğinde işlemlerim sadece 5 dakika sürdü. Bu 5 dakikanın 3′ü memurlar arasında geçen “Sistem yine mi cevap vermiyor?” muhabbet ile geçti. Pazartesi bağlı olduğum merkez şubeden gelecek faks ile işlem yapılmak üzere şubeden ayrıldım.
Gelecek Bölüm
Pazartesi sabahı yine aynı şubeye giderek bu sefer sıra beklemeden içeri gireceğim. Askeri hastane sevk belgelerimi alıp muhtemelen bir askeri hastaneye doğru yola çıkacağımı tahmin ediyorum.
Askerlik Şubesi Maceraları – S03E01
Perşembe, 05 Kasım 2009Bu sabah yeniden ve tekrardan Bahçelievler Askerlik Şubesinin yolunu tuttum. İki senedir karaciğer büyümesi ve enzim değerlerindeki yükseklik nedeni ile sürekli tecil edilen askerlik maceramda yeni sezon böylece başlamış oldu.
Bu sefer geçen seferlerden edindiğim deneyimim ile 24 adet vesikalık, 5 adet nüfus cüzdanı fotokopisi, cebimde tükenmez kalem ve üniversite diplomalarım (tabi ki fotokopileri ile beraber) sabah 07:30 sularında askerlik şubesine gittim. Kapı pek kalabalık gözükmüyordu ama insanlar gece 12 sularında gelmeye başlayıp yukarıdaki parkta konuşlanmışlar. Haliyle bir liste hazırlanmış ki akıllara durgunluk. Ancak 60. sırada yer bulabildim.
Akşama kadar tüm gün boyunca içeriye sadece 40 kadar insan aldıkları için liste sırası ile içeri girme imkanımın sıfır olduğunu biliyordum. Ancak sağlık beyanı ve askeri hastaneye sevk alacak olduğum için belki kapıdaki çavuş insafa gelir dedim. İşin garibi bu sefer çavuştan öte astsubay ve albay kapıya geldiler. Albay dahil hiç biri ayrıcalık tanımayacaklarını belirttiler ve oluşturulan sıraya uymamı istediler. Haliyle içeriye giremedik.
Önceliği sadece önceki günden işlemi olanlara, asker şehit ve gazi yakınlarına ve son olarak nüfus kaydı o bölgede olanlara veriyorlar.2003 yılında çıkan bir kanun ile artık nüfus kaydının yeri değiştirilemediği için ya kaydınızın olduğu yere gidip işlem yapacaksınız veya sabahın bir köründe gelip sıraya gireceksiniz.
Astsubay ve albayın kapıya gelerek bilgi vermesi, sorulara cevap vermesi açıkçası ordu adına büyük bir gelişme. Geçen senelerde bu rütbeleri geçiyorum çavuşa soru sormak bile nöbetçi erin onayına tabi idi. Sanıyorum ki son yıllarda yaşanan Asker – Sivil ilişkileri ve TSK’nin imajını düzeltme çabalarının bu gelişimde büyük rolü var. Öte taraftan iletişimin bu denli kolaylaştığı ve süreçlerin kısaldığı bir zamanda, hâlâ bölgesel askerlik şubelerinin sizin durum bilginizi almak için filanca şehirdeki şubeye faks çekerek faks ile bilgi beklemesi gibi akıl almaz süreçler devam ediyor. Bu süreçlerin dijital ortama aktarılması ve 50 sene önce kullanılan yöntemlerden vazgeçilmesi şubelerin önünde biriken insan kalabalıklarının ortadan kalkmasına ve insan gibi işlem yapabilmemize giden yolu açacaktır.
Özetle sezon üç bölüm birde maalesef benim açımdan sonuç hüsran oldu. Yarın sabah 05:00 sularında şubeye giderek şansımı tekrar deneyeceğim. Bölüm ikide görüşmek üzere…
Askerlik Şubesi Maceraları – Ön Bilgiler – S01 & S02
Perşembe, 05 Kasım 2009Mini Seri – Ön Bilgiler – S0E01
2001 senesinde üniversiteden mezun olduğumda Bakırköy askerlik şubesine ilk kez gitmiştim. Kapısında yüze yakın insanın beklediği, meyve satış halinden biraz daha sakin ama aynı hengâmeyi aratmayacak bir ortamla karşılaşmıştım. O zaman her asker aday adayına yapılan muayene ve benzeri süreçlerden geçerek sevkimle alakalı bilgileri almıştım. Ancak aynı sene içinde yüksek lisansa başlayınca üniversitem askerlik sevkimi tecil ettirdi.
Biri biter, diğeri başlar – S0E02
2003 yılında başladığım yüksek lisans programına devam etmeyerek program değiştirme kararı aldım. Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Yönetimi Yüksek Lisans programına girdim (hani kulağa hoş gelsin ağzının içi dola dola telaffuz edilsin diye MBA adını verdikleri şey). Mühendis kökenli olduğum için ilk yıl işletme hazırlık derslerini alarak sonraki iki yıl normal dersler ve son yıl da uzatmalı tezim ile bu programı 2007 Şubat ayında tamamladım. Bu dönemde kardeşim asker olduğu için yasal hakkımı kullanarak sevk dönemimde askerliğimi tecil ettirdim. 2007 Aralık ayında asker olacaktım. Heyecanlıydım.
İlk askeri hastane deneyimim – S01E01
Bu sefer gittiğim şube Bahçelievler askerlik şubesi oldu. Şubemde bir sağlık sorunum olup olmadığını sorduklarında Karaciğerimde hafif büyüme ile enzim değerlerimin biraz yüksek olduğunu belirttim. Beni derhal hastaneye sevk ettiler. Yazacak olsam inanın bu süreç tam bir çileydi. Askerlik şubesi önünde saatlerce sıra beklemek, içeri girince daha önce bilgi verilmediği için bir koşturu gidip fotokopiler çektirmek… Sonunda ben askere gitmeyi beklerken bana bir sene zorunlu tecil verdiler. Bu yüzden bu sezonda 2. bölüm yok.
İkinci askeri hastane deneyimim – S02E01
Şubat 2009′da ikinci kez sevk alarak askeri hastaneye gittim. Bu sefer yine bir yıl tecil vereceklerdi. Doktorlar konuşarak altı ay tecil almayı başardım. Burada belirtmem gereken en önemli konu şu ki; Benim gibi karaciğeri ile alakalı ölümcül olmayan ama genetik sağlık problemi olanları ne askere alıyorlar ne de çürük veriyorlarmış. Böyle sürüneceğimi öğrenmiş oldum.
Yukarıdaki konular ile daha sonra detaylı bilgiler gireceğim. Kısacası bu başlık yaşayan bir başlık olacak. Şimdilik bu Sezon 1 ve 2′ye nokta koyarak yeni başlık ile sezon 3′e başlıyorum.
Dağdan döne döne gelen kız & patates ilişkisi
Cuma, 30 Ekim 2009Çocukluk yıllarımızın (gerçi o zamanlarda orta okula gitmeye başlamıştık ve artık çocuk gibi görünmemek için elimizden geleni yaptığımız bir dönemdi) güzel televizyon programı Susam Sokağında bir şarkı vardı; “Dağdan geliyor bir kız döne döne…” Gerçi ben hatırlamıyorum ama eşim minik kızlarımızı uyutmak için ninni niyetine söylerken ben de ezberlemiş oldum kısmen. Geçen gün can havliyle çocuklara yemek yedirirken bir anda dağdan gelen kız şarkısını “Dağdan geliyor bir patates döne döne…” şekline çevirdim. İnanılmaz bir sonuç verdi. Yemek yememek için inatla ağzını kilitleyen bızdıklar, patatesler dağdan gelince hemen yemeye başladılar. Böylece artık dağdan gelen kız şarkısının, bezelye, pilav, fasülye, ekmek ve benzeri yiyecek versiyonlarını yazmış olduk
Eğer yemek yedirmekte güçlük çektiğiniz bir minik canavar varsa evde kesinlikle denemenizi tavsiye ediyorum. İşe yaradığını göreceksiniz.
Windows 7 Basın Lanmsanı & LikeMind Ekim Buluşması
Cuma, 23 Ekim 2009Dün akşam basın mensupları için Otto Santral’de Windows7 lansmanı düzenlendi. Bir kaç arkadaşım ile oradaydım. Uzun süredir çeşitli beta sürümlerini kullandığım için açıkçası beni heycanlandıran yeni bir özellik göremedim. Eski dostlarımdan bazılarını orda görmek ise gecenin artı değeri oldu. Windows 7′nin bu güne kadar Microsoft tarafından piyasaya sürülen en sağlam işletim sistemi olduğunu ayrıca ifade etmek lazım. Kendilerini tebrik ediyorum.
Her ayın üçüncü Cuma günü, sabah saat 08:00′da gerçekleşen LikeMind buluşmasının İstanbul ayağı, Kanyon alışveriş merkezinde bulunan StarBucks’da yapılıyor. Tüm dünyada düzenlenen ve dileyen herkesin serbestçe geldiği bu organizasyona ajanslar, basın çalışanları, reklamverenler, freelance çalışan programcı ve tasarımcılar ile bilişim dünyasından insanlar geliyor. İkinci sefer katılmama rağmen pek çok insanla tanışıp, neredeyse on yıldır görmediğim bazı dostlarımla karşılaşmak büyük keyif verdi doğrusu. Konuyla alakalı herkesin katılmasını şiddetle tavsiye ediyorum.





