İstanbul’un kronikleşmiş bir trafik sorunu var mı? Megapole dönüşen şehirlerde bir trafik problemi olmak zorunda mı? İstanbul’da yaşayanların kafasında bu sorulardan en az birisi mutlaka bir kere geçmiştir. Ben de bir araç kullanıcısı olarak her akşam eve giderken bu soruyu kendime soruyordum. Artık dili geçmiş zaman kullanıyorum zira bu soruyu sormama gerek kalmadı. Bu yazıyı yazmadan bir kaç hafta önce yine bir akşam eve giderken ilginç bir uygulamaya şahit oldum. Bu uygulama sayesinde Levent – Zincirlikuyu istikametinden itibaren İncirli – Bahçelievler girişine dek, trafiğin yoğun olması gereken saatlarde ki işten eve genelde en az 1,5 – 2 saatte ancak ulaşabilirim, 40 dakika gibi bir sürede vardım. Bunun sebebi ise anayola ve yan yollara bağlanan tüm arterlerde polis ekipleri bekliyor, düzensiz şekilde sağ ve sol dış şeritlerden gelerek içeriye dalmaya çalışan araçları engelliyorlardı. Kısacası insanların kullara uyarak yol aldığı ve düzenli akan bir trafikte, megaşehir İstanbu’da trafik sorunu yaşanmıyordu.
Sorun bir ahlak ve anlayış sorunudur
İstanbul’un trafik sorununun temelinde yolların dar ve plansız olması değil, kurallara uymayı bilmeyen veya umursamayan ahlaksız ve anlayışsız insanlar var maalesef. Aslında bir istatistik yapma imkanı olsa bu grubun toplumun yüzde 5 ila 10′u arasında bir kesim olduğu ortaya çıkacağına inanıyorum ama gelin görün ki tüm şehri yaşanmaz kaotik bir hale sokmaya yetiyorlar. Sinyalsiz geçiş yapanlar, makaslama yapanlar, emniyet şeridini işgal edenler… Kısacası diğer insanların haklarına saygı göstermeyen ahlaksızlar.
Sorun nasıl çözülür?
Bu sorunun iki çözümü var. Birincisi trafik şubesinin her akşam ana yollarda 2-4 saat arayla her köşe başını tutması. Bunun işe yaradığını gördük. İkincisi ise maalesef ahlakdan yoksun kalmış insanlara “tekdir ile uslanmayanıun hakkı kötekdir” ölçüsünden yola çıkarak ciddi cezaların uygulanması. Madem ki her yıl trafik kazalarında terörde ölenlerden daha fazla insanımızı kaybediyoruz bu durumda trafik suçlarının TERÖR kapsamına alınmasında hiç bir sorun görmüyorum. Elbette hepimiz insanız ve zaman zaman istemeyerek de olsa hatalar yapabiliyoruz bu yüzden ilk hatalardan itibaren yaptırımları giderek artan cezalar işletilmeli ve belli bir sınır noktasından sonra trafik terörünün müsebbibleri en ağır cezalar ile cezalandırılmalılar. Maalesef acı bir gerçek ama anlayış, eğitim ve ahlakdan yoksun bir toplumu düzene sokmanın kısa vadeli başka bir çözümü olduğunu zannetmiyorum.


Bir süredir ortalıkta bir söylenti var; “Apple 2011 yılı sonunda akıllı televizyon üretmeye başlayacak.” Pazarda pek çok oyuncu ile yenilikçi teknoloji olduğunu ve yeni modellerin Apple’ın pek de alışık olmadığımız yeni modeli pazara sunma sıklığı stratejisine benzeşmediği bir ortamda Apple’ın TV işine girmesi ne kadar mantıklı? Aslında bu soruların hepsinin cevabı iPhone geçmişinde yatıyor. Ancak burada önemli olan Apple’ın bir TV ile pazara girip diğer üreticiler ile rekabet etmeyi hedefliyor olması değil. Apple’ın çok daha farklı bir gündemi olduğunu ve pazara bir Apple TV sürecekse TV’den anladığımız pek çok şeyi ve temel alışkanlıkları sonuna kadar değiştireceğini düşünmek lazım.



